Gelişmelerden Haberdar Ol...

"Yeşil Mutabakat, Mimarların Rolünü Dönüştürüyor"

Yazar: Eda GEDİKOĞLU

13.01.2026

Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, mimarlık ve yapı sektöründe sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve karbon nötr hedeflerini ön plana çıkararak, mimarların rollerini yeniden şekillendiriyor. Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aura Design Kurucusu Mimar Filiz Cingi Yurdakul, yapının artık ‘yalnızca tasarlanan ve inşa edilen bir ürün değil; yaşam döngüsü boyunca ölçülen, izlenen, raporlanan ve finansmanla ilişkilendirilen bir performans sistemi olarak ele alındığını’ vurguluyor.

Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, mimarlık ve yapı sektöründe sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve karbon nötr hedeflerini ön plana çıkararak, mimarların rollerini yeniden şekillendiriyor. Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aura Design Kurucusu Mimar Filiz Cingi Yurdakul, yapının artık ‘yalnızca tasarlanan ve inşa edilen bir ürün değil; yaşam döngüsü boyunca ölçülen, izlenen, raporlanan ve finansmanla ilişkilendirilen bir performans sistemi olarak ele alındığını’ vurguluyor.

Avrupa Birliği Yeşil Mutabakat özellikle yapı sektöründe enerji verimliliğinin artırılması, karbon salımının azaltılmasını ve çevreyle uyumlu tasarım yaklaşımlarının benimsenmesi konusunda kritik rol oynuyor. Bu kapsamda AB Yeşil Mutabakatı’nı mimarlık ve yapı sektörü açısından nasıl tanımlıyorsunuz?

Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’nı mimarlık ve yapı sektörü açısından bir çevre politikasından çok daha fazlası olarak değerlendiriyorum. Bu mutabakat, AB’nin “yeni büyüme stratejisi” iddiasıyla; üretim ve tüketim sistemlerini düşük karbonlu, kaynak-etkin ve adil bir dönüşüme zorlayan kapsamlı bir ekonomik ve kurumsal yeniden yapılanma programı. Mutabakat metni de bu dönüşümün “tüm sektörlerde” hızlanacağını açıkça vurguluyor. Yeşil Mutabakat, Avrupa’nın ekonomik ve toplumsal geleceğini düşük karbon ekseninde yeniden kurma girişimi niteliğinde. Yapı sektörü ise bu dönüşümün merkezinde yer alıyor; çünkü enerji tüketimi, karbon salımı, kaynak kullanımı ve atık üretiminin önemli bir bölümü doğrudan yapılı çevreyle ilişkili.

Bu çerçeve, mimarlık pratiğinde de belirgin bir kırılma yaratıyor. Yapı artık yalnızca tasarlanan ve inşa edilen bir “ürün” olarak değil; yaşam döngüsü boyunca ölçülen, izlenen, raporlanan ve finansmanla ilişkilendirilen bir performans sistemi olarak ele alınıyor. Gömülü karbon ile kullanım dönemi karbonu birlikte değerlendiriliyor; tedarik zinciri, bakım senaryosu ve ömür sonu etkileri tasarım sürecinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Türkiye açısından bakıldığında ise süreç, fiilen işleyen bir uyum gündemi üzerinden ilerliyor. Ticaret Bakanlığı’nın Yeşil Mutabakat Eylem Planı, dokuz başlık altında 81 eylem tanımlayarak gerçekleşmelerin izlenmesi ve raporlanmasına dayalı bir yönetim yaklaşımı ortaya koyuyor.

“Mimarlar, Yalnızca Form ve Mekân Kurgulayan Aktörler Değil”

Yeşil Mutabakat kapsamında enerji verimli binalar ve karbon-nötr hedefler ön plana çıkıyor. Bu hedefler, mimarların teknoloji, malzeme ve tasarım kararlarını doğrudan etkiliyor. Karbon-nötr bina hedefi mimarlık pratiğini sizce nasıl dönüştürüyor?

Karbon-nötr bina hedefi, tasarımın en erken aşamalarını yeniden kritik hale getiriyor. Çünkü karbon ve enerji performansını belirleyen kararların büyük bölümü konsept proje aşamasında şekilleniyor: kütle kurgusu, yönlenme, açıklık oranları, gölgeleme stratejileri, doğal havalandırma, cephe tasarımı ve ısı köprüleri gibi unsurlar bu aşamada belirleniyor. Bu kararlar artık yalnızca estetik tercihler olarak kalmıyor; performans hedeflerini doğrudan etkiliyor.

Dolayısıyla mimarın rolünü de genişletiyor. Mimar, yalnızca form ve mekân kurgulayan bir aktör değil; enerji senaryosunu, cephe performansını, sistem seçimlerini ve işletme stratejilerini aynı bütün içinde ele alan, disiplinler arası ekibi erken aşamada ortak hedef etrafında toplayan bir koordinatör konumuna geliyor.

“Malzeme Seçimleri Yakın Zamanda Veri Temelli Yürütülebilir”

Sürdürülebilir ve çevre dostu malzeme kullanımı, Yeşil Mutabakat’ın yapı sektörüne getirdiği temel kriterlerden biri olarak öne çıkıyor. Yeşil Mutabakat kapsamında malzeme seçimi mimari projelerde nasıl bir öncelik kazandı?

Malzeme seçimi, iklim hedeflerinin en somut temas noktalarından biri haline geldi. Malzemelerin üretim süreçleri, taşıma mesafeleri, montaj koşulları, bakım ve yenileme gereksinimleri ile ömür sonu senaryoları toplam çevresel etkiyi belirliyor.

Yeşil Mutabakat, malzemeyi tasarımın sonunda seçilen bir “kaplama” olmaktan çıkararak, iklim politikalarıyla doğrudan ilişkili stratejik bir karar alanına dönüştürdü. Bunun üç temel nedeni bulunuyor:

Gömülü karbon izi: Malzemenin üretimi, taşınması, montajı ve ömrü boyunca bakım ihtiyacı toplam etkiyi belirliyor.

Döngüsellik: Sökülebilirlik, yeniden kullanım, geri dönüştürülebilirlik ve atık yönetimi artık proje başarısının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Belgelendirme ve veri altyapısı: Sürdürülebilir ürün yaklaşımı, ölçülebilir ve doğrulanabilir veri gerektiriyor.

Türkiye Yeşil Mutabakat Eylem Planı da bu ekseni güçlendiriyor. Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (YDD/LCA) çalışmalarının yaygınlaştırılması, Ulusal YDD Veri Tabanı’nın geliştirilmesi ve Ulusal YDD Platformu’nun kurulması hedefleri, malzeme kararlarının yakın vadede veri temelli yürütüleceğine işaret ediyor. Bu durum, proje ekiplerinin malzeme seçimlerini daha erken aşamalara çekmesini ve tedarikçilerle daha teknik bir dil kurmasını zorunlu kılıyor.

AB Yeşil Mutabakatı, mevcut yapı stokunun yenilenmesini de önemli bir öncelik olarak ele alıyor. Enerji verimsiz binaların dönüştürülmesi, sürdürülebilirlik hedeflerinin temel adımlarından biri olarak görülüyor. Bu dönüşüm sürecinde mimarlara düşen rolü nasıl tanımlarsınız?

Mevcut yapı stokunun dönüştürülmesi, Yeşil Mutabakat’ın yapı sektörü içindeki en büyük kaldıraç alanı olarak öne çıkıyor; hatta çoğu zaman yeni yapı üretiminden daha fazla etki yaratma potansiyeline sahip. Türkiye’de bu süreç, enerji performansının yanı sıra deprem güvenliği ve afet sonrası kullanılabilirlik gibi hayati konularla da doğrudan ilişkilendiriliyor. Bu noktada mimarın rolü belirginleşiyor. Yapıların enerji kayıpları, konfor sorunları, cephe zayıflıkları, işletme verimsizlikleri ve taşıyıcı sistem güvenliği birlikte analiz ediliyor. Yık–yap refleksinin yerine; güçlendirme, iyileştirme, sistem dönüşümü ve yeniden işlevlendirme seçeneklerinin teknik ve ekonomik olarak kurgulanması zorunlu hale geliyor. Bu süreçte erişilebilirlik, mahalle ölçeğinde yaşam kalitesi ve kentsel hafıza da dönüşümün ayrılmaz parçaları olarak ele alınmalı.

“Yeşil Mutabakat Kriterleri Mimarlık Eğitiminde ‘Çekirdek Müfredat’ İhtiyacını Doğuruyor”

Yeşil Mutabakat kriterleri, sadece uygulamada değil, mimarlık eğitiminde ve mesleki yeterlilik süreçlerinde de değişiklikleri gerekli kılıyor. Bu doğrultuda, Yeşil Mutabakat ile birlikte mimarlık eğitiminde ve mesleki sertifikasyonlarda hangi değişikliklerin gündeme geldiğini düşünüyorsunuz?

Bu dönüşüm, mimarlık eğitiminde ve mesleki yeterliliklerde yeni bir “çekirdek müfredat” ihtiyacını ortaya çıkarıyor. İklim verisi, enerji modelleme, kabuk performansı ve iç ortam kalitesi gibi başlıklarda performans okuryazarlığı, malzeme etkisi, yaşam döngüsü maliyeti ve karbon hesabının tasarıma entegrasyonu konularında LCA /YDD yaklaşımı, AB teknik mevzuatı, sürdürülebilir ürün yaklaşımı, eko-tasarım ve etiketleme mantığı başlıklarında regülasyon okuryazarlığı kazandırılmalıdır. Öte yandan hedef odaklı süreç yönetimi ve disiplinler arası koordinasyon yetkinliği entegre edilmelidir.

 “Doğa Temelli Tasarım Yaklaşımları Zorunluluk Haline Geliyor”

Yeşil alanlar, ekosistemle bütünleşen yapılar ve iklim dirençli tasarım stratejileri, sürdürülebilir çevrelerin oluşturulmasında giderek daha kritik bir rol üstleniyor. Bu çerçevede, mimarlık pratiğinde doğa temelli tasarım yaklaşımlarının geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğa temelli tasarım yaklaşımları, artık “yeşil görünmek”ten çok, iklim uyumu ve sağlık ekseninde bir zorunluluk haline geliyor. İklim riskleri arttıkça, bu yaklaşımlar temel bir dayanıklılık aracı olarak öne çıkıyor. Aşırı sıcaklar, ani yağışlar, kuraklık ve kent ısı adası etkisi; mikro-iklim tasarımını kaçınılmaz kılıyor. Geçirgen zeminler, yağmur suyu yönetimi, gölgeleme sistemleri, yeşil altyapı ve biyofilik mekân stratejileri hem konforu hem de dayanıklılığı artırıyor. Bu yaklaşım, mimarlığın sosyal rolünü de güçlendiriyor. İyi tasarlanmış yeşil altyapı ve mikro-iklim çözümleri, yalnızca çevresel değil; kullanıcı psikolojisi ve toplumsal refah üzerinde de doğrudan etki yaratıyor. Bu bakış açısı, Aura Design Studio’nun temel tasarım kriterleri arasında yer alıyor.

AB Yeşil Mutabakatı’na uyum süreci, Türkiye’de yapı mevzuatı, teknik altyapı ve mesleki farkındalık açısından kademeli olarak ilerliyor. Türkiye’de mimarlık ve yapı sektörünün Yeşil Mutabakat’a uyum sürecini hangi aşamada görüyorsunuz? Sizce Türkiye’de Yeşil Mutabakat kriterlerinin uygulanması sırasında karşılaşılan en büyük zorluklar nelerdir?

Türkiye’de uyum süreci başlamış durumda; ancak sektör genelinde aynı hız ve kapasiteyle ilerlediğini söylemek zor. Üst çerçeve mevcut: Yeşil Mutabakat Eylem Planı kurumsal bir omurga oluşturuyor. Dış baskı da giderek artıyor; özellikle CBAM’in 2026’da devreye girmesi, veri ve belgelendirme ihtiyacını hızlandırıyor.

Yeşil Mutabakat kriterlerinin Türkiye’de uygulanması konusunda zorlukları dört ana başlık altında özetleyebiliriz. Öncelikle dönüşüm yatırımlarının ölçeklenebilmesi için güçlü ve sürdürülebilir teşvikler gerekiyor. LCA/YDD veri tabanı ölçüm ve doğrulama kapasitesi ile standart metodolojiler olmadan yüzeysel kalıyor. Öte yandan mevcut mevzuatların uyumlandırılması, denetim ve uygulama disiplini belirleyici rol oynuyor. Belge odaklı ancak performansı artırmayan çözümler, sürece olan güveni ve ivmeyi zedeleyebiliyor.

İklim krizi ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda mimarlık ve yapı sektöründe yeni teknolojiler, tasarım yaklaşımları ve üretim modelleri ön plana çıkıyor. Bu dönüşümün önümüzdeki yıllarda daha da hızlanması bekleniyor. Önümüzdeki yıllarda mimarlık ve yapı sektöründe hangi sürdürülebilirlik trendlerinin öne çıkacağını düşünüyorsunuz?

İklim krizi ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda mimarlık ve yapı sektöründe yeni teknolojiler, tasarım yaklaşımları ve üretim modelleri ön plana çıkıyor. Bu dönüşümün önümüzdeki yıllarda daha da hızlanması bekleniyor. Özellikle beş ana sürdürülebilirlik trendi, sektördeki en önemli gelişmeler arasında yer alacak.

İlk olarak, performans temelli tasarımın standartlaşması bekleniyor. Bu, enerji verimliliği, karbon salınımı ve iç ortam kalitesinin birlikte hedeflenmesi anlamına geliyor. İkinci olarak, döngüsel tasarım trendi daha da yaygınlaşacak. Sökülebilir detaylar, modüler sistemler ve yeniden kullanım, “iyi tasarım” kriteri haline gelerek atık azaltımı sağlanacak. Ayrıca, malzeme verisi ve belgelendirme önem kazanacak. LCA ve EPD okuryazarlığı, tedarik zinciri şeffaflığını artırarak sektördeki rekabet avantajını belirleyecek. Bunun yanı sıra, elektrifikasyon ve akıllı işletme sistemleri, binaların operasyonel performansını tasarım kadar etkileyen bir faktör haline gelecek. İklim uyumu ve doğa temelli çözümler ön planda olacak. Özellikle kentsel projelerde, ısı stresi ve su yönetimi gibi faktörler standart beklentiler arasında yer alacak.

Aura Design’da tasarımı, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren bir çözüm üretimi olarak değil; uzun ömürlü, esnek, çevresiyle uyum kuran ve zaman içinde değer kazanan bir yaşam çerçevesi olarak ele alıyoruz. Yeşil Mutabakat’ın yarattığı dönüşüm, bu yaklaşımı daha somut, ölçülebilir ve disiplinler arası bir zemine taşıyor. Bu süreci, mimarlığın mesleki değerini büyüten; niteliği, sorumluluğu ve tasarım zekâsını öne çıkaran kritik bir eşik olarak okumak gerekiyor.

Filiz Cingi Yurdakul , Yeşil Mutabakat

Gelişmelerden Haberdar Ol...

haber detay bültenimize abone olun kısa açıklama alanıdır